// //

Wednesday, February 09, 2005

Temöb yazısı...

Okulumuzun çıkarmayı düşündüğü dergi için yazdığım yazı...

"Müzisyenlere belli bir zamandan sonra müzik dinlemek yetmez, müziği içlerinde hissetmek ve yaşamak isterler. Bu isteği de müziği yaratarak paylaşırlar..."

Bu düşünce ile çıktık yola. Yol başlangıçta biraz karanlık gibi görünse de, kulübümüzün müdavimlerinden yansıyan coşkulu ve istekli ışıklar hem yolumuzu hem de bizleri aydınlattı. Daha tecrübesiz olan bizleri bu güzel projeye dahil eden kulüp büyüklerimize, bize fazlasıyla destek olan okulumuza ve bizi yalnız bırakmayan değerli hocalarımıza şahsım ve kulübümüz adına teşekkür ediyorum. Temöb’e ev sahipliği yapmaya cesaret eden, elini taşın altına sokan büyüklerimiz öncülüğünde bu organizasyonda canla başla çalıştık. Günlerce kulüp odasında toplantılar yaptık, kafa patlattık. Küçük ayrıntılara kadar her şeye özen gösterdik. Ordan oraya koşuşturduğumuz, yemek bile yiyemediğimiz zamanlar oldu. Ailelerimizi ve arkadaşlarımızı ihmal ettik. Komite olarak dönem arası tatilimizi bu organizasyon için çalışarak geçirdik. Her şeyin güzel olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan hazırlıklarımızı tamamladık.

Atilim Üniversitesi olarak 2005 Şubat'ta sizlerle bestelerimizi paylaşmak istiyoruz.

Dedik ve misafirlerimizi en güzel duygu ve davranışlarla karşıladık, ağırladık. Elimizden gelenin en iyisini yapmayı; istedik, inandık ve başardık. Emeklerimizin karşılığı olarak organizasyonu sorunsuz ve güzel bir şekilde tamamladık. Satançıların en büyük beklentisi ve mutluluğu alkışlanmak yani beğenilmektir. Rekor sayıda gerçekleşen katılım ve katılımcıların memnuniyeti bizim için en büyük armağandı. Bir önceki Temöb’de bir konuşmacı tarafından söylenen söz geliyor aklıma. “Mutlu hayat yoktur, mutlu anlar vardır.” Bizler için sayısız mutlu an vardı. Eğer birilerinin hayatına da bu mutlu anlardan biraz ekleyebildiysek, ne mutlu bizlere...
Alim Şentürk



Ek bir yazı...

Organizasyonun ortalarına doğru, yorgunluğumuzun ve uykusuzluğumuzun arttığı anlarda, "Ne kadar uzunmuş 5 gün." "kaç gün kaldı?" "ne zaman oturacağız" "bitince saatlerce uyuyacağım" benzeri cümleler söylüyordum. Temöb bitti, ertesi gün uyandım. Büyük bir eksiklik ve yalnızlık hissettim. Artık soylediğim cümleler: "Keşke devam etseydi ne güzeldi" "Niye bitti ki ya" "Çok çabuk geçti 5 gün anlamadık bile" ve benzeri şekilde değişti bir anda.. Gerçekten de düşününce çabuk geçmiş 5 gün. Organizasyon süresince koşuşturmaktan ve yorgunluğumuzu düşünmekten, ne kadar güzel olduğunu anlayamamıştık. Sonra gelen e-postalar da bende aynı etkiyi yarattı. Temöb’den bir gün sonra bilgisayarımı açtım, yüzlerce e-posta. Kim okuyacak bu kadar e-postayı dedim önce. Bir başladım okumaya, ne zaman okudum onca e-postayı anlamadım, bir baktım bitmiş hepsi. Yeniliyorum, yenileri gelsin diye.. Bitmesin ya, ne güzeldi demeye başladım yine. Gelen tepkiler o kadar güzeldi ki, hem bütün yorgunluğumuzu unutturdu hem de çoşkumuzu kat kat arttırdı.


Alim Şentürk